Güncel / Haberin Eklenme Tarihi : 12-01-2011 / 1:03:42
Bu haberi 1262 kişi,Şanlıurfa Sembol Haberi ise bugün 719 kişi okudu.
“HAYVANI DA, YEMİ DE İTHAL EDEN BİR ÜLKE HALİNE GETİRİLDİK” Hayvancılıktan, bitkisel üretime, GAP sulamalarından, mayınlı alanlardaki tarım arazilerine kadar çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Ziraat Mühendisi Dr. Cabir Helaloğlu ile tarımda ve hayvancılıkta yaşanan sorunların çözüm noktasına ilişkin birçok konuyu konuştuk. Dr. Heleloğlu, “Hayvanı da, yemi de ithal eden bir ülke haline getirildik” diyerek, hayvancılık sektöründeki sıkıntıların ithalatla çözülemeyeceğini söyledi. Şanlıurfa Sembol Gazetesi, olarak seri röportajlarımıza devam ediyoruz. Bu röportajımızın konuğu, 1976 yılında Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirerek, Şanlıurfa’da yıllarca Bölge Toprak Su Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nde görev yapan ve ayrıca İzmir Menemen Enstitü Müdür yardımcılığı görevini de yürütmüş olan Ziraat Mühendisi Dr. Cabir Helaloğlu’ydu. Gazetemiz Muhabirlerinden Uğur Budak sordu, Dr. Cabir Helaloğlu içtenlikle cevap verdi.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1955 yılında Siverek’te doğdum. İl ve ortaöğrenimimi Siverek’te tamamladım. 1971 yılında Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni kazandım ve aynı fakülteden 1976 yılında mezun oldum. İlk görevime 1977 yılında Urfa Zirai Mücadele ve Karantina Müdürlüğü’nde başlayıp, 1980 yılında yedek subaylığımı tamamladıktan sonra, aynı yıl Urfa Bölge Topraksu Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nde araştırmacı mühendis olarak göreve atandım. Yurtiçinde agronomi, tarımsal istatistik ve havza hidrolojisi konularında çeşitli hizmet içi eğitim kurslarına, yurt dışında da 1991 yılında Fransa’da sulama araç gereçleri ve mikro sulama ile 1996 yılında da İngiltere ve İspanya’da havza yönetimi konularında kurslara, 1998 yılında ABD’de toprak ve su yönetimi ile 199 yılında İsrail’de teknik gezilere katıldım. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Toprak Ana Bilimi dalında, 1998 yılında doktoramı tamamladım. GAP içerisinde yer alan Şanlıurfa, Adıyaman, Diyarbakır, Diyarbakır, Mardin ve Gaziantep illerinde değişik yıllarda çeşitli tarla demonstrasyonları, çiftçi eğitimleri, eğitici eğitimleri ve araştırmacı mühendisler için meslek içi eğitimlerde öğretici olarak görevler aldım. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezince Türkiye genelinde verilen ‘2006 Yılı Hizmet Ödülü’ne değer bulundum. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitülerinden 1997-2008 yılları Şanlıurfa ve 2008-2009 yıllarında da İzmir Menemen Enstitü Müdür Yardımcılığı görevlerini yürüttüm. 2009 yılında emekliliği takiben 13.03.2010 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi İl Yönetim Kurulu üyeliğine ve sonra da Şanlıurfa İl Sekreterliği görevine seçildim. Partinin uygulanan yeni tüzüğü ile birlikte atandığım Şanlıurfa İl Başkan Yardımcılığı görevinden milletvekili aday adayı olabilmek için istifa ettim. Ayrıca, halen devam evli ve iki çocuk babasıyım. Hayvancılık ve kurbanlık sorunları neden kendini göstermeye başladı? Son yıllarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın hayvancılık sektörüne ilişkin uyguladıkları yetersiz ve yanlış politikalardır, ülkemiz hayvan sayısında önemli azalmalar meydana getirmiştir. Bakanlık yetkililerinin hayvan stokunun yeterli olduğunu belirtmelerine rağmen, son kurban bayramı öncesi kurbanlık için Avustralya başta olmak üzere birçok ülkeden 720 Bin küçükbaş hayvan getirebilmeleri, Türkiye’de uygulanan hayvancılık politikalarını gözler önüne sermektedir. Et fiyatları neden yükseldi? Ülkede artan nüfusa karşılık hayvan sayısı ve et üretimi artmamış, et fiyatları ise önemli yükselmeler göstermiştir. Bu açıdan örnek olmak üzere, kişi başına yıllık kırmızı et tüketimi ABD’de 95 kg, AB Ülkelerinde 70 kg iken Türkiye’de 6,5 kg’dır. Açıkçası yurttaşlarımızın önemli bir kısmı sadece kurban bayramlarında et yiyebilir duruma gelmiştir. Konuyla ilişkisi açısından bir örnek daha vermek isterim. Türkiye 2009 yılında çeşitli bitkisel ürün kaynaklı 4 Milyon ton civarında yem sanayi hammaddesi ithalatı yapmıştır. Bunun bedeli olarak 1 Milyar Dolar üzerinde dışarıya döviz ödemiştir. Bu miktar Türkiye toplam karma yem üretimi ham maddesinin yaklaşık %40’ına tekabül etmektedir. Sonuç olarak hem hayvan ithal eden, hem de hayvan yemi ham maddesi ithal eden bir ülke konumuna getirildi. Hayvancılıkta durumu kötü olarak algılıyorsunuz. Peki, bitkisel üretimde son gelişmeler neler? Hayvancılık sektöründe olduğu gibi bitkisel üretimde de gelişen tarım teknolojileri, sulama projeler ve ürün desteklemeleri yeterince ürün artışları sağlayamamıştır. Örneğin buğday üretimimiz 1990’lı yıllarda 20-21 milyon ton iken, 2007-2008 yıllarında 17 Milyon ton seviyelerine düşmüştür. Çeşitli yağ bitkileri ürünleri ithalatında olduğu gibi, buğdayda da ithalatçı ülke konumuna geldik. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarımda gelişen koşullarla ilgili olarak çeşitli konularda yönetmelikler çıkarmış, fakat bu yönetmeliklerin eksik, yetersiz ve toplumsal amaçlara uygun hazırlanması sonucunda başta Ziraat Mühendisleri Odası ve çeşitli meslek odalarınca yapılan itirazlarda Danıştay’ca iptaller gündeme gelmiştir. Örneğin GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) ile alakalı yönetmelik, Bitki Koruma Ürünlerinin Toptan ve Perakende Satılması ile depolanması Hakkındaki yönetmelik ve benzeri yönetmelikler, Bakanlıkça sürekli değiştirilecek adeta bir yazboz tahtasına dönüştürülmüştür. Bölgemizde özellikle Harran Bölgesi’nde taban suyu yükseliyor ve tuzluluk oranı artıyor. Bu neden kaynaklanıyor? Bitkisel üretimde sulama, kurak ve yarı kurak iklim kuşaklarında verimi üç katına kadar arttırabilecek bir olanağa sahiptir. Ancak uygun olmayan sulama sistemleri, suyun yanlış kullanımı ve sulama sonrası gerekli tedbirlerin alınmaması, toprak ve sürdürülebilir üretim açısından çok büyük zararlar oluşturulmaktadır. Örneğin şuanda yaklaşık 160 Bin hektarlık alanda sulaması gerçekleşen Harran Ovası’nda; yanlış sulama sistemi seçimi, Ova’nın jeolojik yapısı, çiftçilerin hatalı sulama uygulamaları ve yetersiz tarla içi drenaj sonucu gittikçe artan ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Başlangıçta Harran Ovası için planlanan açık kanal ve yüzey sulama sistemi, Dünyanın hiçbir yerinde uygulanmamaktadır. Ova’da Güney’den kuzeye doğru hızla artan bir taban suyu yükselmesi ve yer yer tuzlu alanlar kaçınılmaz olmuştur. Taban suyu ve tuzlanma sorunun çözülmesi için neler yapılmalı? Son yıllarda Mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce Ova’nın Suriye sınırına yakın yerlerinde yapılan drenaj çalışmalarına ilaveten halen devam eden tarla içi drenajları hızlandırılmalı ve taban suyu seviyesi gerekli derinliğe düşürülmelidir. Akabinde gerçekçi ve sürdürülebilir bir bakış açısıyla sorunun temelli çözümü için, mevcut sulama sisteminin değiştirilmesi gereklidir. Bunun için de, mevcut yüzey sulama sisteminin yerine Ova’nın tümünde bir devlet tasarımı ve finansıyla basınçlı sulama sistemine geçilmesi mutlak gereklidir. Son yıllarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın çiftçilere ferdi olarak verdiği basınçlı sulama kredileri ve hibeleri, Harran Ovası’ndaki soruna kalıcı ve entegre bir çözüm getiremeyeceği düşüncesindeyim. Yine bilindiği gibi basınçlı sulama sistemlerinin yukarıda belirttiğim taban suyu yükselmesi, tuzluluk ve verimli üst toprak tabakasının ana tahliye kanalıyla uzaklaşması dışındaki bir diğer önemli faydası da sağladığı su tasarrufudur. Harran Ovası’nda yapılan bir araştırmada, 1 Kg kütlü pamuk veya 1 Kg dane mısır üretimi için gerekli olan su miktarı damla sulama sistemiyle, yüzey sulama sisteminin yarısı kadardır. Diğer bir ifadeyle yüzey sulaması yerine damla sulaması uygulandığında, sulanabilecek alan 2 katına çıkacaktır. Şurası unutulmamalı bulunduğumuz coğrafyada su, gün geçtikte artan bir hızla, çok önemli bir meta konumuna gelmiştir. Tarım sektöründe yeni yapılanmalar var. Bunları anlatabilir misiniz? Son yıllarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, gerek Bakanlığın ve gerekse Bakanlık birimlerinin yeniden organizasyonu için farklı bir yapılanma çalışmalarına başlamıştır. Geçtiğimiz yıl Bakanlık isminin Tarım ve Gıda Bakanlığı olarak değiştirilmesi düşünülerek TBMM’nin ilgili komisyonlarına ‘Tarım ve Gıda Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’ isimli bir sunum yapılmıştır. Bu kanun tasarısına ilişkin, TBMM ilgili komisyonlarında bugüne kadar herhangi bir gelişme de olmamıştır. Tasarıda böyle bir yapılandırmaya gidilirken, Ülke’nin en önemli ve yaşamsal varlıkları olan toprak ve su kaynakları konularına gerekli önem verilmemiştir. Kanun tasarısında bu konu bakanlıkta yer almaıs düşünülen birçok genel müdürlük içersinde, Kırsal Kalkınma Genel Müdürlüğü bünyesine ve görev tanımı çok yetersiz olan dar bir alana hapsedilmiştir. Günümüz dünyasında hızla artan nüfusla birlikte, başta su ve toprak olmak üzere birçok doğal kaynakların konumu stratejik bir hal almaya başlamıştır. Toprakları çeşitli derecelerde erozyona sahip ülkemizin birçok bölgelerinde biryandan su baskınları, taşkınlar, heyelanlar ve can kayıpları meydana gelirken, diğer taraftan da tarımsal kuraklık çok olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Ayrıca bölgemizde 21. Yy. su savaşları senaryoları da birçok platformda dile getirilmektedir. Bu konuda sizin herhangi bir öneriniz var mı? Toprak ve suyla uzun yıllar uğraşan bir araştırmacı ve teknisyen olarak bir önerim vardır. Gelin bu konuyu dar düşünmeyelim. Toprak ve su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve kullanımı ile ilgili olarak toprak muhafazası ve erozyon, toplulaştırma, taş toplama, arazi tesviyesi, sulama, drenaj ve toprak ıslahı v.b. arazi geliştirme hizmetleriyle beraber DSİ ve Tarım Reformu Genel Müdürlüklerinin görevlerini de içine alan bir bakanlık düşünelim. Adının ‘Toprak ve Su Kaynakları Bakanlığı’ olarak düşündüğüm bu bakanlık, günümüzde Türkiye’de sahipsiz bulunan toprak ve su varlığımız sahip çıkacak, kurumlar arasındaki yetki ve sorumluluk kargaşalarını önleyecek ve 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine de işlerlik kazandıracaktır. Uluslararası Tarımsal Sulama Merkezi’nin Diyarbakır’a verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölgenin bir insanı olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın Şanlıurfa’ya bir haksızlık yaptığını düşünüyorum. Şanlıurfa ili sulama, sulanabilir arazi miktarı ve tarım potansiyeli olarak GAP’ın merkezi konumundadır. Bu koşullar ortadayken, birçok ülkeyle tarımsal eğitim ve sulama konularının paylaşılacağı ‘Uluslar arası Tarımsal Sulama Merkezi’ adlı bir kurum Diyarbakır’a verilmiştir. Şanlıurfa’ya ise ‘Sürekli Eğitim Merkezi’ adında uluslar arası niteliği olmayan ve şu andaki tarımsal kuruluşların mevcut iş tanımlarına benzer özellikleri olan bir kuruluş ilave edilmiştir. Bölgemizde halen mayınlı araziler var. Bu arazilerin nasıl değerlendirilmesini istersiniz? Güney sınırımızdaki mayınlı alanın toplam miktarı, yaklaşık 35Bin hektar civarındadır. Bu arazilerin önemli bir kısmı düz bir eğitime sahip olup, sadece Şanlıurfa’da yaklaşık 5 Bin hektarı birinci sınıf tarım arazidir. Bu mayınlı alanların mayınlardan temizlenerek, bölgede yapılan optimum işletme büyüklüğü araştırmalarında önerilen miktarlarda, bölgedeki topraksız çiftçilere verilmesi tarıma ve istihdama önemli katkılar sağlayacaktır. Bu alanlar yaklaşık altmış yıldan beri kullanılamadığından, özellikle organik tarım için önemli bir üretim sahası oluşturulacaktır. Tarımda çiftçilere yönelik yapılan desteklemeleri nasıl buluyorsunuz? Tarım ve tarımla uğraşan nüfus dünyanın birçok ülkesinde desteklenmektedir. Zira tarımsal üretim hem zordur, hem de çevre ve iklim koşullarından kaynaklanan belirli riskler taşımaktadır. Bakanlıkça uygulanan ürün desteklemelerinde kuru ve sulu koşullarda yetiştirilen aynı ürüne, birim başına aynı miktar ürün desteğinin verilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim. Şöyle ki devletin yatırımlar yaparak sulama olanakları sağladığı yöre ve ovalarda, çiftçilerin gelir durumlarının iyileşmesi sağlanırken, bu sulama olanaklarını sağlayamadığımız kuru tarım alanalrında verim, doğal olarak düşük olmaktadır. Bu mağduriyeti gidermek için kuruda yetiştirilen ürüne verilen destek miktarını arttırmak gerekir. Yine diğer bir önemli konu da kendi olanaklarıyla sulama kuyuları açıp, tarımsal üretim yapan çiftçilerin elektrik kullanım maliyetleridir. Bu çiftçilerin sulama amaçlı elktrik kullanım ücretlerinin, devlet sulama şebekesi içersinde bulunan üretim alanlarından alınan birim alan sulama ücretlerine denkleştirilmesi bu eşitsizliği ortadan kaldıracaktır. Örneğin Siverek’te, Viranşehir’de pamuk yetiştiren bir çiftçinin dekar başı maliyeti için ödeyeceği sulama elektrik ücretinin, Bozova-Yaylak sulama alanında çiftçinin bir dekar pamuk üretimi için ödeyeceği sulama ücretini geçmemesi gerekir.
|
|
|
|
|
|
|
||||||||||||||||||||||




