Güncel / Haberin Eklenme Tarihi : 22-06-2010 / 0:51:34
Bu haberi 1047 kişi,Şanlıurfa Sembol Haberi ise bugün 663 kişi okudu. Gazetemiz muhabirlerinden Ahmet Sağır her hafta sürdürmüş olduğu röportajına bu hafta İstanbul’dan Şanlıurfa’ya yerleşmiş olan eski bir Roman yazarlarından Sn. Yusuf Acet ile gerçekleştirdi. Geçmişten günümüze Şanlıurfa sorunlarının konuşulduğu röportajdan ayrıntılar;
Ahmet Sağır: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Yusuf Acet kimdir? 1997 sonu Şanlıurfa’ya gelen ve burada çok tanınmış bir ailenin bir kızıyla bir izdivaç yapan İstanbul doğumlu bir yurttaşımızdır. Gelini alarak İstanbul’a dönen ve oraya yerleşen Yusuf Acet, 10 senesini hanımıyla İstanbul’da yaşamış belirli aralıklarla Urfa’ya gelip gitmiştir. 2007 sonunda emekliliğine mutakiben İstanbul’daki işyerlerini kapatıp Urfa’ya yerleşmek kaydıyla gelmiştir. Belirli rahatsızlıklar nedeniyle tedavilerini Şanlıurfa’da sürdürmekte ve yaşamını da Urfa’da devam ettirmektedir. Kendisine Urfa’nın yaşam ortamını sorduk bizde bu röportajdaki konuşmalarını dikkate aldık ve Şanlıurfa hakkındaki görüşlerini sormak amacıyla bir röportajda bulunduk. Uzun yıllar İstanbul kültürünü yaşadığından ona Urfa kültürü hakkındaki merak edilenleri sorduk. Ahmet Sağır: Sn. Acet kentimizi nasıl buldunuz? Yusuf Acet: Kentiniz görmüş olduğum kadarıyla ülkemizin diğer kentlerine nazaran gayet sakin, insanları genelde misafir perver, sevgi dolu ve karşısındakilere kıymet veren bir yapıya sahipler. İlk memnuniyetim buradan başladı. Bunun yanı sıra beni yanıltan birçok olaya da şahit oldum. Önce doğal eksikliklerden bahsetmek isterim; ilk gelişim uçaklaydı. Havada pilotun yolculara seslenişinde Urfa sınırlarına girdik cümlesinden sonra cam kenarında oturduğumda kentinizi seyretmeye başladım. Gördüklerim beni biraz düşündürdü. Ağaçsız, ormansız, taşlık kurak uzun bir arazinin üzerinden geçtim ve şehre indiğimde bunu daha açıkça fark ettim ve bu güzelim şehri ağaçlandırmaya yönelik hızlı bir faaliyet olmadığını fark ettim. Herhalde Belediyeniz daha şehrin birçok eksikliklerini tamamlamakla meşgul ki ağaçlandırmaya zaman ayıramamış bu gecikmenin nedenlerini keyfi olarak araştırdım sorumluları eski Belediye Başkanlarının olduklarını izah ettiler. İsim sorduğumda İstanbul’dan da iyi tanıdığım Sn. Ahmet Bahçıvan Bey olduğunu öğrendim. Şimdi Urfa’yı var gücüyle güzelleştirmeye kalkındırmaya çalışan Sn. Belediye Başkanımız Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba’nın çabaları kısa sürede gözle görünür şekilde çoğaldığı şehrin her açısından fark edilmektedir. Halen iktidarda olan hükümetimiz geçen seçimlerde kentimizde seçim kaybına uğradığından politik bir kırgınlık içindedir. Bu nedenle Belediye bütçesi rakip parti tarafından sıkıntı çekmektedir. Bu sıkıntıda Belediye Başkanından başlayıp caddelere ve halka yansımaktadır. Böyle olmasına rağmen Belediyemiz bütün gücüyle şehri kalkındırmak çabası içindedir. Gözle görünür bir şekilde bu olayları görmekteyim ve Urfalılar adına yaşamakta olduğum bu kentte bende mutluluk duymaktayım. Ahmet Sağır: Sn. Acet Kültür seviyemizden eleştiri örnekleri verebilir misiniz? Yusuf Acet: Gördüğüm kadarıyla son 4- 5 yıl içerisinde halk arasında bölünmeler dikkatimi çekiyor. Başta eski Urfalılar, elit tabaka, talebe grupları ve halk terimiyle törelere bağlı köy insanları. Merakım mucibince emekli olmam nedeniyle bol bol bu zümreyi inceleme vakti buldum. Öncelikle eski Urfalıları ele alalım; büyük bir köklü aileler grupları içine girdim. Sanki bir dönem Osmanlıyı yaşadım. Bunca yıllar İstanbul’da kaybetmiş olduğum saygı, sevgi dolu insanlara burada hep bir arada görebilmek beni bayağı şaşırttı. Biz Türklere yakışan dostluk ve sevgi bu insan topluluğunda zerre kadar kaybolmamış… Buda beni yeterince mutlu etti. Gelelim elit tabakaya, yerli Urfalı olmalarına rağmen okumuş, kültür düzeyini aşmış, parasal açıdan gayet iyi durumda olan ailelerle tanıştım, toplantılarında bulundum eğlencelerinde bulundum ve gördüğüm kadarıyla çok değişik bir ortam içine girdim. Yine aynı sevgi ve saygının dışında eski törelerden eser yoktu bu yüzden de kendimi çok büyük şehirlerde yaşayan yüksek aile gruplarının içinde olduğumu hissetmeme sebep oldular. Bundan da ayrıca bir haz duydum. Hepsi güzel insanlardı. Gelelim orta, lise ve Üniversite talebe gruplarına, Öncelikle orta sınıf talebeleriyle yapmış olduğum tetkikleri anlatmaya başlayayım; Ders çalışmak, okumak, iyi not almak, çabaları çok güzel. Fakat şehrin kültür düzeyinin biraz kısıtlı olması nedeniyle arkadaş çevrelerindeki konuşma ve muhabbetlerini bunun yanı sıra şakalaşmalarını yaşlarına göre pek beğendim diyemem. İnşallah ileriki yaşlarında ciddiyete tekâmül etmelerini dilerim. Gelelim Lise talebelerine, Dünya üzerinde başka bir lobi yokmuş gibi iki konu üzerine çok eğilimliler birincisi Cep telefonu, ikincisi bakkaldan temin edilen tek tek sigaralar bu özentileri çok iyi bilirim. Bende çocuk yetiştirdim. Bunun devamı değişik sapkınlıklarla yol açabilir. Bilhassa sigara içmeleri erdemlik çağında kendilerini büyük görme kompleksinden ileri gelmektedir. Farkında olmadan gencecik ciğerlerini sakatlamaktadırlar. Bunun yanı sıra tahsil hayatları gayet iyi bir şekilde yürüdüğünü farkında oldum. Bu da onlara istikballeri konusunda ufak bir tesellidir. Gelelim üniversite talebelerine, kentin ve diğer kentlerden, köylerden gelen gençlerin harman olduğu bir grup. Bu grubun içinde birçok çeşit töre, adet ve usuller sanki bir hamur makinesinin içine atılmış gibi yoğrulmaktadır. Kapalı giyimli kızlar, büyük şehir kıyafetleri kızlar mahcup erkekler küpeli gençler, saçları jöleli gruplar velhasıl sayacağım tipler bu sayfaya sığmaz. Neyse ki amaçları önce okumak diploma alıp hayata atılmak. Gördüğüm kadarıyla da tahsil hayatında hepsi genelde başarılılar. Fakat özel yaşamlarında şehrin yine kültürel açıdan dar bir çerçeve içersinde olduğundan büyük sıkıntılar içersinde oldukları fark edilmektedir. Gördüğüm kadarıyla eğlence günlerinde başka şehirlere gitme ihtiyacını hissetmektedirler. Ülkemizin üniversite şehirlerinden biri olan Eskişehir’i bizzat gidip gördüm inceledim. Binlerce talebe bu şehirde eğlenme ve konaklama yerlerini rahatlıkla bulabilmektedir. Bunun sorumlusu muhakkak ki şehri idare edenlerindir. Urfa kentimizde de bu konuya ivedilikle eğilmesini temenni ederim. Gelelim halk terimiyle törelere bağlı köy insanlarına, Kimse bana darılıp gücenmesin. Yemek masası ve sandalyeler, çatal, kaşık ve bıçak kültürü ta... Osmanlı zamanında ülkemize girmiştir. Fakat birçok yerde gördüğüm kadarıyla bütün bu mobilyaların ve araç gereçlerin evlerinde olmasına rağmen bütün ev halkı yerde oturup biz bez parçası üzerinde 10 kişi bir tepsinin içersinden elle yemek yemektedirler. Sorduğumda bu bizim töremiz biz böyle alıştık. Değiştiremeyiz. İstanbul’da olan ünlü padişahımızın da bir alışkanlığı da varmış… Sarayın içinde kalabalık ediyor diye 7 kardeşinin kellesini kestirmiş… O’da bizim âdetimizmiş… Tahta göz dikmesinler diye, ne dersiniz? Bizde bu adetlerimizi devam ettirelim mi? Amerikalılar 40 yıl önce gittiler ay’a bizim burada çocuklar iki köy arası gidiyor yaya… Nasıl adetlerimiz devam ettirelim mi? Her evde televizyon var. Bir faydası olmadı her köye birde körler okulu açılmalı… Gelelim halka, konu devlet memurları işlerim icabı müracaat etmiş olduğum devlet dairelerindeki çalışan memur arkadaşlarla olan diyaloga ayrıca hayran kaldım. İstanbul’un devlet memurları genelde siyah buradakiler bilakis beyaz vatandaşa o kadar nazik ve candan davranıyorlar ki gözlerimin yaşardığı anlar oldu. Vergi daireleri, bankalar ve bilhassa kötü bilinen Polis teşkilatı elemanları burada o kadar iyi davranıyorlar ki vatandaşın cinayet işleyip teslim olası geliyor. Bu kadar insancıl davranışların sırrını çözemedim. Buda benim eksikliğim. Bu arada Urfa’nın müzik kültüründen kısaca bahsetmek istiyorum; Kazancı Bedih ve Abdullah Uyanık rahmetlileriyle yeni ailem vasıtasıyla tanışma lütfünde bulundum. Çok değerli insanlardı. Hayran kaldım. Söz hakkı bana düşmez ama Urfa müzik konusunda ve müzisyenler konusunda mükemmel olmasına rağmen biraz benciller. Neden denecek olursa Urfa müziği konusunda saklantı içindeler. Sadece bu yörenin müziğini icraa etmektedirler. Hal bu ki meziyetlerini Türk Sanat müziği ve çeşitli yörelerin Halk müzikleriyle süsleyebilirler. Bu yapıtları da bütün dünyaya açılmalarına fırsat olur. Nedense kendi halk müziklerinde direnmektedirler. Bu sadece benim görüşümdür. Görüşlerim şikâyet olarak düşünülmesin. Urfa’mızın gelelim esnaflarına; Urfa da 2 çeşit esnaf gördüm. 1- Makul esnaf 2- Aç esnaf Makul Esnaf; Urfa’da diğer şehirlere nazaran parasal açıdan hayat şartları gayet ucuz hele İstanbul’a kıyasla 5’te 1 diyebilirim. Alış verişlerimde gördüğüm ilgi ve nezaket beni her zaman utandırmıştır. Bu kadar nazik esnaf herhalde ülkemizde az bulunur. Allah bozmasın dileklerimle… Aç Esnaf; Aç esnaf genelde dışarıdan gelme halktan oluştuğunu fark ettim. Kastım şehir dışından gelenlerle ilgili. Sen müşterisin dükkâna girdiğin zaman Aç bir kedinin ciğere baktığı gibi seni ağırlıyor. Ucuz vitrindekilere bakıp mağazaya giriyorsun senin gösterdiğin malı iki kat fiyatını söylüyor. Pazarlık etmeye kalksan da hem ağlıyor hem haykırıyor. Gelelim ara sokak kebapçılarına; 2 liraya köfte ayran, salata diyor. Etin kilosu 25 TL. Birkaç defa yedim. Günlerce hastalandım. Televizyonda görüyoruz yazık değil mi? Bu şehrin atlarına, eşeklerine… Güzelim Urfa 3 ana tema üzerine kurulmuş… Sanki başka hiçbir sorunu yok. Birinci tema, özel hastaneler İkinci tema, cep telefoncuları Üçüncü tema kebapçılar kültürümüzde yer ayıracak başka çoğulcul iş konusu bulunamıyor mu? Büyük şehirlerde bu güzel kentinizi değişik halkı cezp edecek iş kolları imalat kolları ve halkın ailece eğlenebileceği mekânları keşfedip burada kurmayı projelendirmek konusunda toplantılar yapılarak biran önce eğlemlere geçilmesini dilerim. Böyle kararlar alınıp icraata geçildiğinde bende şahsen var gücümle yardımcı olmak isterim. Ahmet Sağır: Sn. Acet son olarak Şanlıurfa’lı hemşehrilerimize mesajınızı alabilir miyiz? Yusuf Acet: Urfa’mızın 30 yıl önceki yaşamını anlattıklarında ağzım açık kaldı. Halk o kadar modelmiş erkekler, kadınlar her yere yalnız başlarına giderek gününü geçirebiliyor ve yine herkes bir dostluk havası içinde birbiriyle kaynaşabiliyormuş… Nerede şimdi o Urfa taşradan gelenler kusura bakmasınlar bu güzelim şehri (meczup, kökten dinci ve tefecilerle dolu bir şehir) haline getirmişler… Sizden ricam bu güzel şehrin doğal ve insani bozmayan ileriki nesillere bir Urfa harabesi bırakmayalım. Saygılarımla…
|
|
|
|
|
|
|
||||||||||||||||||||


