Güncel / Haberin Eklenme Tarihi : 26-04-2010 / 0:47:23
Bu haberi 2868 kişi,Şanlıurfa Sembol Haberi ise bugün 649 kişi okudu. KARAKÖPRÜ HALKIN GÖZÜNDE MESİRE ALANIYDI; ŞİMDİ İSE RANT KAPISI
Gazetemiz muhabirlerinden Ahmet Sağır haftanın periyodik aralıklarıyla sürdürmüş olduğu röportajına bu hafta gazetemiz köşe yazarlarından Ali Tutluoğlu ile gerçekleştirdi. Daha düne kadar yeşil bitki örtüsüne sahip Karaköprü’nün son 18 yıl içerisinde nasılda tahrip edilerek betonarmeye dönüştürüldüğü ve Osmanlı Padişahı ıv. Murat’ın Karaköprü’yü Şâzeli Şeyhi Ali Dede’ye nasıl Vakıf edildiğinin anlatıldığı röportajdan ayrıntılar; Ahmet Sağır: Hocam öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ali Tutluoğlu kimdir? Ali Tutluoğlu: Şanlıurfa Sembol Gazetesi’ne ve size öncelikle teşekkür ediyorum ve tüm okuyucularına da saygılar sunuyorum… Bize, burada, bu köşede misafir ettiğiniz için ve zaman ayırdığınız için ayrıca da minnettarım. 1976 Karaköprü-Şanlıurfa doğumluyum. İlköğrenimimi Karaköprü’de gördüm. Orta öğrenimimi Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesinde okuduktan sonra Üniversiteyi Aydın da Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladım. Sonra 2000 yılında Suruç YİBO da göreve başladım. Türkçe öğretmeni olarak orada iki yıl çalıştım. Daha sonra Mithat Paşa İlköğretim Okulu’nda öğretmenlik yaptık. Sekiz yıl Kız Lisesi’nde öğretmen ve idareci olarak çalıştım. Şuan Karaköprü’de İsmail-Nazif Bayraktar Kız Meslek Lisesi’nde çalışmaktayım. Ahmet Sağır: Karaköprülüyüm Hocam dediniz Karaköprü’nün dünü ile bugünü arasında bir kıyaslama yapar mısınız? Ali Tutluoğlu: Karaköprü aslında güzel bir köy olan yerleşim yeriydi on yıl öncesine kadar; kütüğümüzde Karaköprü köyü diye halen kayıtlıdır. Geçmişle şimdiyi bir kıyaslama yaptığımızda tabi köyden büyük bir şehir doğdu. Şu an nüfusu Türkiye de on bir şehirden daha büyük, bin üçyüz’e yakın İlçeden daha büyük; ama maalesef bir belde diye kayıtlarda görülmektedir. Burası 1992’de belde oldu. Ve bizim nüfusumu o zamanlarda 3000 civarındaydı şu an ise 72 000’den daha fazla. O günden bu güne on sekiz yılda değişen birçok şey oldu. Evet, o vadi dediğimiz yemyeşil şirin Karaköprü; bahçelerin bulunduğu, tarlaların uçsuz bucaksız olduğu ve içinden çok serin suyuyla bir derenin bereketini akıttığı yer kaçınılmaz gerçekle karşı karşıya kalıp imara açılıp, parsellendi. Bundan dolayı da Karaköprü’nün görünümü betonerme-çarpık bir şekil aldı. Tabi bu olgu kaçınılmaz bir gerçektir. Şimdi biz istesekte isteme sekte şehire yakın olan yerleşim yerleri hep şehirleşmeyle yüz yüzedir. Gönül isterde ki Karaköprü’nün özüne, tarihi ve sosyal dokusuna uygun imar planı yapılsın, içinden geçen o dere yatağı coğrafi dokusuna uygun olarak ıslah edilsin ve can verilsin. Yapılan binalar ve sitelerde Karaköprü’nün silüetine uygun bir şekilde yapılsaydı geçmişle bu günü karşılaştırdığımızda ah vah edilmezdi, geçmişe de bu kadar özlem duyulmazdı. Oranın yerlisi olarak orda büyümüş ve gözünü orda açmış birisi olarak büyük bir ah diyorsam; yani şu anda ve oraya gelip yerleşen insanlar da çözülemeyen sorunlardan dolayı kaçıyorlarsa demek ki burası yaşanılabilirlikten çıkmıştır maalesef. İşte geçmişle bu gün arasındaki derin fark burada yatıyor. Çünkü geçmişte insanlar Karaköprü’yü bir mesire ve piknik yeri olarak algılardı şimdi bir rant kapısı olarak insanların hayallerini düşlerini süslüyor… Geçmişinden uzaklaştırılmış, özüne yabancılaştırılmış bir yerleşim yeri olarak kıyaslama yapabilirim. Ahmet Sağır: Hocam öğretmenlik mesleği ile gazeteciliği bir arada nasıl yürütüyorsunuz? Ali Tutluoğlu: Ahmet Bey, doğrusu benim asli görevim öğretmenlik devletimizin çok şükür bana vermiş olduğu asli görevdir işte buda kutsal bildiğim peygamber mesleği öğretmenlik. Gazetecilik ya da köşe yazarlığı sadece hobi olarak köşe yazıları yazıyorum bu anlamda basınla bir bağım var. İşte hafta da bir ya da on beş günde bir köşe yazısı yazıyoruz elimizden geldiği kadarıyla. Buda benim çocukluğumdan bu tarafa gönül verdiğim insanlar var ve sevdiğim insanlar. Onların beni yetiştirmesiyle ve bizi yönlendirmesinden kaynaklanan bir basınla ilişkimiz var. Bu da hem öğretmen olarak hem bir duyarlı birey olarak basınla beni ilişkilendiriyor. Şöyle ifade edeyim; kahveye gitmiyorum. Örneğin işte bir okey oynamaya ya da boş boş gidip şurada burada dolaşmıyorum. O zamanı bir yazı yazarak, güzel bir kitap okuyarak ya da gazetelere göz gezdirerek veyahut etkinliklere zaman ayırarak zamanımı değerlendirmeye çalışıyorum böyle düşüne bir zihniyete sahip olduğum içinde basınla ilişkimiz vazgeçilmez oluyor. Yoksa aslında öğretmeniz, memuruz ve kendimizi yetiştirmekle sorumluyuz. Urfa’da olan olaylarla aslında duyarlı insanlarız. Eğer ki bir yerde yaşıyorsak, bir yerde olan olayları dert ediyorsak, oradaki sorunları, oradaki sıkıntıları, oradaki işsizlik problemlerini, oradaki insanların acılarını, sevinçlerini duyarsız kalmamız da mümkün değil; bu anlamda basın yayın bizim için çok önemli. Evet, çünkü iletişim çağında yaşıyoruz…
Ahmet Sağır: Hocam, Karaköprü’nün tarihçesi hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Ali Tutluoğlu: Sevgili Ahmet zor bir soru sordun. Bildiğim kadarıyla ifade etmeye çalışayım. Tarihi vesikalara göre Karaköprü’nün 350 yıllık bir geçmişi var. Bir Osmanlı köyü, narlarıyla ünlü IV. Murat’ın Şâzeli Ali Dede vakfiyesi. Buranın yerlisi olan köylüler arasında Ali Baba’nın vakfı diye de bilinir. Ama doğrusu Ali Dede’nindir. Burayla ilgili bilgileri aslında birçok insan belki şifai olarak duymuş, görmüş yâda işte birilerinden bir şekilde öğrenmiştir… Ama burası; maalesef bugüne kadar hiçbir tarihi kitapta toplanılıp bir araya getirilmemiş yâda bir araştırmacı-yazar Karaköprü’nün tarihini incelememiş, ben de kendi çapımda bununla ilgili bir araştırma safhasına girdim. İşte büyüklerimizden, kitaplardan öğrendiğimiz kadarıyla Karaköprü’nün gerçek sahibi Ali Dede diyebilinen büyük bir zat, büyük bir şahsiyet. Hatta her yıl tarihten gelen bir gelenekle Ali Baba hayratı diye yılda bir defa etkinlik yapılır. O’nu anmak için, onu yâd etmek ve ona salâtı selam dualar göndermek için… Ali Dede; 17. Yüzyılda yaşamış Şâzeli tarikatının lideri ve Osmanlı Padişahı IV. Murat döneminde büyük bir şahsiyet. Buranın, işte Karaköprü’nün manevi sahibi, bir nevi tasarrufçusu olarak bilinen bir güzel insan. Şâzeli Ali Dede IV. Murat’ı kendi dergâhında misafir etmiş Balıklı göl ( Halil’i-Rahmanda)de ağırlamış. Ve aralarında geçenler hikâyelere konu olmuştur. O zaman ki şartlarda padişahın muhabbet ettiği kişi günümüzdeki vali gibi yani… Zaten Halil’ür-Rahman okul ( medrese)’imiş, oradan yılda 150 öğrenci mezun olurmuş.… Yani nasıl ki büyük tarikatlardan Kadiri, Nakşî tarikatları böyle büyük tarikatlar varsa; Şazeli Tarikatı’da kendi öğretisine göre orayı bir okul, bir medrese olarak kullanmışlar. İşte bu süreçte IV.. Murat Bağdat’ı almak için sefere giderken buraya Urfa’ya geliyor ve Ali Dede’nin yanında misafir oluyor. Orada işte kimisi diyor; “ Kerametler göstermiş…” kimisi “ Birbirlerine hürmet edip sevgide bulunmuşlar…” ve bu sevginin sonucunda da Karaköprü’yü Ali Dede’ye vermiş yâda bağışlamış. “ demiş ki; “ Karaköprü’den artık asker alınmayacak! Karaköprü’den vergi alınmayacak! Ve Burası Ali Dede’nin dir diye. O’nun zaten Karaköprü’nün Ali Baba isimli camisinde bu konuda Osmanlıca çerçevelenmiş ve Eski Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Güzel tarafından günümüz Türkçesine çevriletilip dağıtılmış bir ferman da var. Tarihi bu şeklide bundan 350 yıl önce olmuş o zamanlar bile Karaköprü diye geçiyor. Hiçbir zaman isim değiştirmemiş ve Osmanlı köyü olarak diye bilinir. Bunun yanı sıra Kurtuluş Savaşı yıllarında merkeze yakın olduğu için çetelerin ilk toplantısı burada yapılıyor ve burada en az 3 toplantı yapılıyor. Bu üç toplantıda bütün aşiret liderleri orada birleşiyorlar ve buradaki çete liderleri de oraya gidiyor orada beraber toplantılar yapılıyor ve Kurtuluş Savaşında önemli bir stratejik öneme sahip ilk toplantıda burada yapılmış oluyor. İşte şimdi günümüze bakıldığında 1992’de köyken Sayın Cemil Topal bey tarafından belde olması için girişimde bulunulup, müracaat ediyorlar ve o zamandan buyana da bir şehir görünümü aldı, yani gelişti. Böyle bir tarihi var. Tabi Karaköprü şehre 5 Km. uzaklıkta olduğundan dolayı zaten hep şehirle iç içe olmuştur. Oranın yerlisi genelde hep şehir kültürüyle büyümüş insanlardır. Karaköprü’deki arazilerin bir kısmı o zamanlar yani diyelim ki 30 – 40 yıl önce doktorların, variyetli hemşehrilerimizin tercih ettiği yerdi aynı şimdiki Gölpınar gibi… Hatta rahmetli Buluntu Hoca’nın bile orada bahçesi, yeri vardır. Böyle bir öneme sahip, böyle bir geçmişi var. Karaköprü’nün tabi işte Nar’ı da ünlü narıyla meşhur çünkü Karaköprü de 20 - 30 yıl önce her yıl nar festivalleri olurmuş ve bu nar festivallerinde Karaköprü’nün içinde yetişen o bir buçuk, iki kilo narlar hep birinci gelirmiş. Bundan dolayı da böyle bir özelliği de var. Karaköprü’lüler bu festivallerde hep ödül alırlarmış… Zaten Ali Dede’ye yapılan hayratta ‘Kahvenin Önü’ dediğimiz mezarlığın hemen önünde suların aktığı, büyük çınar ağaçların olduğu yerdir. Oralardan daha önceleri su geçiyordu, orda yapılıyormuş ki bu festivallere Türkiye dışından büyük insanlar katılıyorlarmış, büyük ağaçların olduğu yol güzergâhı üzerinde yapıyorlarmış ki… Giden gelen fakirler, yolcular oradan yemek yesin ve Ali Dede’nin ruhuna Fatiha okusunlar diye yani böyle bir geçmişi de var. Tabi bunların bir kısmını kitaplardan okudum bir kısmını kulaktan duyma bilgilerdir. Şu da var IV. Murat Karaköprü’den geçerken bir tane nar kendisine ikram ediliyor ve o nar’ı sıkıyor sıkılan nar suyundan bütün ordu içmiş diyorlar. Ve yinede bereketten dolayı nar şerbeti bitmemiş… Böylesine bir bereketli narı da varmış… Tabi anlatılanlara göre bu bir efsanedir…
Sağır: Hocam, amacımız kimseyi eleştirmek yâda karalamak değil. Ancak siz Karaköprü’nün yerlilerinden ve burada ikamet eden vatandaşlardan biri olarak Belde’nin en önemli ve acilen çözülmesi gereken sorunları nelerdir? Ali Tutluoğlu: Sn. Sağır, önemli bir konuya değindiğiniz. Bu sorunuza teşekkür ederek ifade etmek istiyorum. Çünkü bir insan bir yerde yaşıyorsa oradaki insanların acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, zorluklarını beraberce bunları hep yaşıyor. Diyelim ki; benim arabam var diye şuan ulaşım sorunu yaşamıyorum ya da hissetmiyorum muyum? Ama babamın aracı yok! Yaşlıların aracı yok! Fakir insanların da aracı yok! Karaköprü’nün de en önemli sorunu ulaşım sorunudur. Toplu Taşıma sorunudur. Çünkü insanlar akşam evine giderken veya sabah işlerine giderken 25 kişilik bir araca 50 kişi binerek, ya da daha fazla insanlar bindirilerek sabahleyin yollara düşüyorlar. Yani Sn. Sağır düşünün? Sabah kalkıyorsunuz aracınız yok! İşe gidene kadar siz sinirleniyorsunuz, sinirli bir şekilde işe başlıyorsunuz, akşam dönerken yine minibüse bindiğiniz anda yine sinirli sinirli eve dönüyorsunuz. Bilinçaltındaki tepkinizi eşinize, ya da çocuklarınıza yansıtıyorsunuz. Bu hele hele son yapılan terminalin Karaköprü yol güzergâhında yapılması-gerçi yerinin isabetli olduğunu-düşünmüyorum. Karaköprü’nün en merkezi olan yerine otogarın yapılmasıyla tabiî ki ulaşım sorununu içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Otogarla birlikte problem daha da arttı. Otogardan dolayı eğer adam 30 kişiyle gidiyorduysa şu an 60 kişilik minibüslerle tıka basa bacı kardeş gitmek zorunda kalıyor. Sayın Sağır; nitekim geçtiğimiz aylarda Karaköprü dolmuş hattında bir taciz olayı yaşanmadı mı? Böyle olunca da ulaşım sorunu içinden çıkılmaz bir durum oluşturuyor. Bizim kızlarımız, annelerimiz, bacılarımız bu araçlara bindikleri zaman akşam üstelik çalışan bayanlarımız aracı yoksa yani insanlık dışı manzaralar yaşanıyor. Yani balık istifi gibi insanlar diziliyorlar ve zaten şoför ne yapsın adam kendi ekmeğini kazanmak için zorla binme demez kimseye, insanlarda alternatif olmadığı için mecbur binmek zorunda kalıyor. Böyle bir çelişki içerisinde siz evlerinize gidiyorsunuz. Gidene kadar sıkılıyor, ıkınıyorsunuz ya da içinizden geldiği gibi af edersiniz küfür ediyorsunuz. Bu olanlara ve orda yaşadığınıza isyan ediyorsunuz. Bu neyin göstergesidir? Bu problemin nedeni, yetkili insanların üstüne düşmemesinden kaynaklanıyor. Ya da işte çözüm önerisi için herhangi bir birliktelik oluşturulmuyor. Karaköprü Belediyesiyle, Şanlıurfa Belediyesinin oturup bu konuyu birlikte ivedilikle çözmesi gerekiyor. Ya bir metro yapacaksınız. Ya da hatları diyelim ki gideceği yerlere göre ayıracaksın. Mesela Karaköprü Belediyesi araçları Urfa’ya girmeyecek! Urfa’nın araçları Karaköprü’ye girmeyecek! Yani İstanbul’da olduğu gibi bazen 2 minibüs değiştiriyorsun bazen 3 minibüs değiştiriyorsun. Ben varayım 2 minibüs değiştireyim ama daha rahat gidip geleyim. Böyle olması gerekmiyor mu? En büyük problem şuan Toplu Taşıma ulaşım sorunudur. Nitekim büyük şehirlerde toplu taşıma araçları zarar ettikleri halde halkın hizmetine sunuluyor; bilakis Urfa’da bu hizmet kâr amaçlı düşünülüyor. Ahmet Sağır: Hocam Otogar’ın yerinin yanlış olduğunu belirttiniz. Birçok hemşehrimize göre de isabetli bir yer olduğu söyleniyor. Ancak bir tek sorun mevcuttur. O da Mardin Çevre yolunun Askeri kışla İçersinden Evren Sanayi Sitesine çevre yolunun açılmamasıdır. Ne yazık ki bu konu iktidar partisinin 19 Belediye Meclisi Üyesinin bu planı ret etmesiyle askıya alınmıştır. Sizce bu çevre yolunun açılması hem Karaköprü, hem de Şanlıurfa trafiğinin rahatlaması açısından daha sağlıklı olmaz mıydı? Ali Tutluoğlu: Sn. Sağır kendim Şehir Planlayıcısı değilim. Ama düz mantıkla baktığımızda biz mesela en azından o trafiğin Bölge Trafiğin, yani kavşakta trafiğin rahatlatılması babında oranın düzenlenmesi gerekiyor. Buraya bir şeylerin yapılması, dal geç ya da yonca… Aslında bu tür şeylerde siyasi bakılmaması gerekiyor. İnsanlar biraz da toplumun menfaatini, insanlığın çıkarlarını, yani elli yıl, sonrasını düşünmek gerekiyor. Demek ki herkes kendi vicdanına göre orada rey kullanmış… Artık orada yapılacak bir şey yok yalnızca kendim burada yaşayan bir birey olarak hem büyüklerimize hem bu işte yetkisi olan bürokratlarımıza seslenmek istiyorum; çocuklarımızın geleceğini karartmayalım. Gerçekten güzel bir terminal olmuş hakikaten çok çağdaş, modern bir görünüm kazanmış ve orası Karaköprü manzaralı keşke orası rahatlatılabilse o tırlar, ağır tonajlı araçlar geçerken şahsen ben korkuyorum. Evren Sanayi’ye yol açılması farzdır. Farz-ı ayindir. Artık ne diye ret etmişler onu bilemiyorum. Yalnız oranın konumu da müsaittir. Yani madem orası kavşaksa, oraya çok güzel dal- geçler yapılabilir, yoncalar yapılabilir. Bunu da şehir planlayıcısı olmadığım halde ifade ederek söylüyorum. Kendim mimar, mühendiste değilim en azından dışarıdan bakan birey olarak ya da işte az çok oraları gezip gören biri olarak bence oranın kodu müsaittir. Çok rahat kullanılabilir. Işıklar(sinyalizasyon) olmasın diye orada güzel bir çalışma yapılabilirdi. Ahmet Sağır: Hocam Beldede Toplu Taşımalarla ilgili gazetemize de Belde halkından şikâyetler geliyor. Sayın Belediye Başkanı Nihat Çiftçi’yle yapmış olduğum bir röportajda il trafik komisyonun alacağı kararla bu işin çözüleceğini belirtmişti? Ali Tutluoğlu: Sn. Sağır 92 yılında Karaköprü şehir oldu. Şehir oldu şehir derken de Belde oldu. Öyle olunca da bizler orda yaşayan bireyler olarak oranın yerlilerinden olarak çocukluğumda da sabah kalkıp okula giderken münübüs bulamazdık. Bazen yaya yürürdük. Bazen işte diyelim ki Köy Hizmetleri ya da Karayollarının servisleri işçi almaya gelirken bizi de alırdı. Bu şartlarda kendim hep Urfa’ya gidip geldim. Meslek Lisesinde okurken de bu sorunla karşılaşırdım. Çoğu zamanda ilk derslere geç kalırdım. Merkez Orta Okulunda okurken de bu sorunları hep yaşadım. Benim önerim şahsen âcizane Belediyenin kendi içerinde bir ring sistemi oluşturmalı. Mesela şuanda Karaköprü Belediyesi Belde artık büyük yer Sn. Sağır, diyelim ki Kızlardan Bölge Trafiğine ve Orman’a kadar uzun bir parkuru değil mi? Oradan oraya yürüyemezler artık insanlar bir aracın olması lazım. Yani bu şekilde kendi içersinde bir hat çıkartabilir en başta tabi bu geçici çözüm. En azından orada yaşayan halk ulaşım problemini hal edebilir. Şehre gelince yani siz eğer Şanlıurfa Belediyesiyle bunu bir şekilde uzlaşıp şimdi ilçelerimizden araçlarımız gelip terminale girmiyorlar mı? Oradan kalkıp ta Suruç’a, Hilvan’a gitmiyorlar mı? Yani bunu bir şekilde halledebilirler. Çok zor bir şey değildir. Farz edelim ki bunu biz aşamıyorsak yani iki Belediye Başkanı bir araya gelir diğer iller nasıl çözmüşse bu sorunda çözülür. Adana, Antep bunun yanında Bursa bunlar nasıl ki çözmüşse bizde çözebiliriz. Çünkü bizde Büyükşehir olma yolunda yakın bir durumdayız. Allah’ın izinliyle de Büyük Şehir olacağız. Ben buna 20 yıldır inanıyorum ki burası büyükşehir olacaktır. Çünkü sürekli göç alan bir şehir bu anlamda biz yapamıyorsak yani seçilmiş Belde ve Belde Başkanımız bunu yapamıyorsa o zaman bürokratlar yapar. Genel Müdürlüklerde, Başbakanlıkta bizim birçok hemşehrilerimiz var bunun yanında Ankara’da hakikaten Urfa’yı seven iş adamlarımız var İstanbul’da keza öyle bunlarla oturup çözüm önerisini sunsunlar. Çünkü şehir artık kaldırmıyor. Burası siz kalkıp ta 35 metre yolun sonunda aracınız yoksa orada eğitim uygulama okulu açılmış ve siz farz edin ki Urfa merkeze gelmek istiyorsunuz. Oradan bura 45 dakika 1 saat’e yakın zamanınız geçiyor. Diyelim ki 2 münübüs değiştiriyorsunuz yine 45 dakika geçsin. Ama bu konu yetkililer tarafından tartışılabilir. Şu anda Urfa da bu işe kafa yoran insanlar var. Yani seçim döneminde herkes söz vermiyor mu? Ben şu işi halledeceğim ve açın Nihat bey’in, eski başkan Ahmet bey’in, Cemil bey’in Ömer Şefkatli Bey’in seçim broşürlerini ve diğer adayların vaatlerini bir inceleyin hepsinin en başında ulaşım problemini çözeceğiz. Diye sözleri vardır. En azından aynı sözü başkası da vermişse en azından ben bunların takipçisi olurum. Küsüp gitmekle olmuyor bu işler. Çünkü aynı yerde yaşıyoruz. Ortak paydamız Karaköprü’dür. Yani iktidardaki kişide İl Trafik Komisyonu’nu adres gösteriyor, aynı sözü söylüyor. Maalesef; muhalefetteki kişide aynı şeyi söylüyor ama burada yaşayanlarda aynı problemleri yaşıyor. Yani komisyondakiler bu şehir de yaşamıyorlar mı? Belediye Başkanı eğer bu konuya eğilmiyorsa, siz seçilmemişseniz bile, muhalefette olsanız bile; O zaman bu problemlerin çözülmesi için herkes bu işlerin takipçisi olmalıdır ve elini taşın altına koyabilmelidir. Çağdaş toplumlarda Sivil inisiyatif yapıcı muhalefetle, iktidardaki şahıslara yol gösterir. İcraa makamının önünü açar. Ahmet Sağır: Yönetim Kurulu Üyesi olduğum TEMA Vakfının Karaköprü’nün coğrafi dokusunun yemyeşil bir görüntüye sahip olduğu bazen konuşulur. Ancak şuan yeşil alanların çok az olduğu ve coğrafi dokunun, betona boğulduğu görülmektedir. Bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Ali Tutluoğlu: Karaköprü zaten geçmiş dönemde ağaçların, meyve ağaçlarının çok zengin olduğu hatırladığım kadarıyla bir Gebece, bir Dipsiz, Kaya Dibi, Başdeğirmen ve köyün merkezindeki Pınar bununla beraber her bahçenin içinde kuyuların olduğu sulak bir araziydi. Haliyle hem Yeşil hem de Serin bir yerdi. Kuşbakışıyla Karaköprü’ye baktığınızda cennet gibi bir vadiydi. Şuan çıplak gözle baktığımızda maalesef çarpık bir yapılanma ve bitkisel örtünün kaybolduğunu üzülerek görüyorum. Ahmet Sağır: Hocam beldede maalesef hastane bulunmuyor? Düz lisede yok nasıl değerlendiriyorsunuz? Ali Tutluoğlu: Karaköprü 92’de belde olduktan sonra imar planı yapılırken o zamanki yöneticiler bir şey bilmiyorlardı. Zaten Karaköprü’nün altyapısını hazırlayan yöneticiler o zamandan bu günü hazırladılar. Çünkü eğer siz sahip çıkmazsanız sizin yerinize birileri Hastanenin yerini, düz lisenin yerini ve sosyal tesislerin yerini birilerine peşkeş çekerler. Ahmetçiğim ben mimar değilim ve hele şehir planlayıcısı hiç değilim. Yalnız yanlışlar herkese göre yanlıştır bunun için bir eğitim almaya gerek yok. Hele hele Dere yatağına yapılan binalar tamamen duygusal… Ve bu dere halkın ortak malıdır aslında güzel bir yürüyüş parkuru ve mesire alanı olarak düzenlenip uzun bir park yapılıp milletin hizmetine sunulabilir. Ahmet Sağır: Hocam duyduğum kadarıyla Karaköprü’yle ilgili bir kitap çıkarmayı planlıyormuşsunuz. Kitabın içeriği hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Ali Tutluoğlu: Evet, Karaköprü benim için değer taşıyan bir yer. Keşke oranın 30-40 yıl önce çekilmiş fotoğrafları ve video çekimleri olsaydı da bizler geçmişimizi doğru kaynaklardan öğrenseydik. İşte şimdi biz böyle bir çalışmanın içindeyim. Kaynaklardan ve kaynak şahıslardan topladığım bilgiler dâhilinde bir çalışıyorum. İlk kitabım olacak olan “Hoşça kal Nisan!”isimli kitabım 1Mayıs’tan itibaren kitapçılarda olacak ve siz değerli okuyucuların beğenisine inşallah sunulacak… Ahmet Sağır: Hocam son olarak Şanlıurfalı hemşerilerimize mesajınızı alabilir miyiz? Ali Tutluoğlu: Canım kardeşim, Ahmet’im; inan yaptığın bu iş çok güzel. Ben şahsım olarak keyif aldım sohbetinden. Şanlıurfa’da yaşayan herkes her şeyin en güzeline layıktır, eğer sol yanınızda usulca atan temiz yürek tertemiz kalabiliyorsa tüm olanlara rağmen, Urfa yaşanmaya değer; onun için umudumuzu kaybetmeden, birbirimizi hafiften tartmadan daha müreffeh güzel yarınlara diyorum… Ve teşekkür ediyorum sana, senin şahsında Sembol Gazetesi’nin imtiyaz sahibi Ahmet Akarslan Ağabeyimize ve ekibine.
|
|
|
|
|
|
|


|
|
EĞİTİMDE YİNE DİBE VURDUK | 21-07-2011 / 17:03 |
|
|
BİZİM CİTY - 1 | 27-04-2011 / 14:34 |
|
|
MAHMUT KAPLAN`LA ÇOK ÖZEL... | 26-03-2011 / 11:19 |
|
|
`ÇÖZÜM İTHALATTA DEĞİL` | 12-01-2011 / 09:08 |
|
|
`HAYAT YAMALI BİR GÜLÜCÜK` | 04-01-2011 / 11:48 |
|
|
`BAŞARI İÇİN BÜTÜNLEŞMEK LAZIM` | 10-11-2010 / 08:46 |
|
|
`KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULANMALIDIR` | 17-08-2010 / 09:00 |
|
|
TAKSİSİZ TAKSİ DURAKLARI | 21-07-2010 / 20:58 |
|
|
BÖLGEDE SAĞLIK'IN BAŞKENTİ OLUYORUZ! | 29-06-2010 / 10:51 |
|
|
NEREDESİN ESKİ URFA? | 22-06-2010 / 15:44 |
|
|
`İL HAKKININ GERİ VERİLMESİNİ İSTİYORUZ` | 17-06-2010 / 19:40 |
|
|
`SAĞLIK POLİTİKASI UZUN VADELİ DEĞİLDİR` | 23-05-2010 / 14:03 |
|
|
`SİYASİ DURUM AĞIR BASTI` | 10-05-2010 / 12:46 |
|
|
O BİR LİDER! | 24-03-2010 / 08:56 |
|
|
ŞANLIURFA İÇİN YENİ VALİ YENİ ŞANS | 09-12-2009 / 11:25 |
|
|
ANKARA'DAN ŞANLIURFA'YA BAKIŞ | 28-10-2009 / 12:10 |
|
|
YENİ STATTA OYNAYALIM | 15-09-2009 / 08:24 |
|
|
ŞANLIURFA TARIMDA EN ÖNEMLİ KENTTİR | 01-09-2009 / 09:44 |
|
|
RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR | 26-08-2009 / 15:24 |
|
|
KARAKÖPRÜ CAZİBE MERKEZİ OLACAKTIR | 12-07-2009 / 12:41 |
|
|
ŞEHİRLER VE REFLEKSLER | 17-04-2009 / 18:32 |
|
|
İŞGALDE HUKUKSUZLUĞUNUN PERDE ARKASI | 07-04-2009 / 13:37 |
|
|
MİTHAT BEREKET ŞANLIURFA'DA SEÇİM NABZI TUTTU | 16-03-2009 / 17:17 |
|
|
Haftanın konuğu 'Nihat İşçi' | 21-10-2008 / 21:42 |



